Futbol sahada oyuncular tarafından oynansa da onları maça hazırlayan, takımı yaratan, daha doğrusu oyunu şekillendiren kişiler teknik direktörlerdir. Ancak üstlendikleri bu büyük sorumluluğa rağmen teknik direktörlerin rolü çoğunlukla göz ardı edilir. Başarının sorumlusu futbolcular olarak görülürken, herhangi bir başarısızlıkta ilk suçlu ilan edilen teknik direktörler olur.

Futbolun bu en stresli ama aynı derecede önemli mevkisinde çoğunlukla futbolculuktan gelen isimleri görürüz. Genellikle futbolculuk döneminde edinilen tecrübelerin teknik direktörlük kariyeri için büyük bir artı olduğu düşünülür. Hem kulüp yöneticileri, hem de taraftarlar öncelikli olarak futbolculuk geçmişi olan isimleri teknik direktör olarak görmek istese de bu zorlu mesleğe bir şekilde futbolculuk yapmadan başlayan isimlere nadiren de olsa rastlayabiliyoruz.

Bu hafta teknik direktörlük kariyerlerine futbolculuk geçmişleri olmadığı için tabiri caizse 1-0 yenik başlayan, ancak çalışmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyerek kariyerlerinin zirvesine çıkan teknik direktörleri inceleyeceğiz.

Jose Mourinho

mourinho-sporhd-2535253264363645 (5)

Portekizli teknik adam Jose Mourinho, günümüzün en gözde teknik direktörlerinden biri. Porto, Chelsea, Inter ve Real Madrid gibi dünya devlerini çalıştıran Mourinho, hem ulusal liglerde, hem de Avrupa kupalarında sayısız başarılar elde etti ve dünyanın en çok saygı duyulan futbol adamlarından biri haline geldi. Ancak Mourinho’nun buralara gelmesi göründüğü kadar kolay olmadı. 1963 yılında dünyaya gelen Mourinho’nun babası Felix, profesyonel bir futbolcuydu ve doğal olarak küçük Jose futbolun içinde doğmuştu. Portekiz Milli Takımı formasını bir kez de olsa giyme şansını yakalayacak kadar iyi bir futbolcu olan Felix, emekli olunca kariyerine teknik direktör olarak devam etti. Babasının izinden gitmek isteyen Jose Mourinho, önce futbolcu olmak istedi ancak yeteneklerinin ilerlemesine elverişli olmadığını anlayınca kariyerine hoca olarak devam etmeye karar verdi. Spor akademisine kayıt olan Mourinho, bir yandan da İngilizce’sini geliştirdi ve beş yılın sonunda diplomasını alarak bölgesel liglerde genç takımlar çalıştırmaya başladı.

1992’de dünyaca ünlü İngiliz teknik direktör Bobby Robson’ın Sporting Lisbon’un başına geçmesi ise Jose Mourinho’nun hayatını tümüyle değiştiren dönüm noktası oldu. Robson, tercümanlığını yapması için İngilizce bilen bir asistan arıyordu ve Mourinho bu iş için mükemmel adaydı. 1992-1997 yılları arası Bobby Robson’la müthiş bir uyum içinde çalışan Mourinho, Robson’la birlikte sırasıyla Sporting Lisbon, Porto ve Barcelona kulüplerinde görev aldı. Robson Barcelona’dan ayrılınca yerine gelen Van Gaal’le de çalışan Mourinho, 2000 yılına gelindiğinde Benfica’dan ilk tam zamanlı teknik direktörlük teklifini aldı. Kulüp içi sorunlar nedeniyle sezonu tamamlayamayan Mourinho, ertesi sezon ligin düşük profilli takımlarından Leiria’yı devralarak sezonu 3. bitirdi. ve Portekiz devlerinden Porto’nun dikkatini çekti. Hikayenin gerisini zaten bütün dünya biliyor… Kariyerine tercüman olarak başlayan Jose Mourinho, bugün dünyanın gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörlerinden birine dönüştü.

Andre Villas-Boas

LIVERPOOL, ENGLAND - MARCH 10: Tottenham manager Andre Villas Boas gestures during the Barclays Premier League match between Liverpool and Tottenham Hotspurs at Anfield on March 10, 2013 in Liverpool, England. (Photo by Michael Regan/Getty Images)

Futbolculuk geçmişi olmayan teknik direktörlerden bir diğeri olan Andre Villas-Boas’ın kariyeri de Jose Mourinho’nunkine paralel bir şekilde gelişti. Villas-Boas, genç bir çocukken futbolla yatıp kalkıyor ancak futbolcu olmayı düşünmüyordu. Villas-Boas’ın da teknik direktörlüğe geçiş yapması enteresan bir şekilde Jose Mourinho’da olduğu gibi Bobby Robson sayesinde oldu. Bobby Robson Porto’yu çalıştırırken 16 yaşında olan Villas-Boas, İngiliz hocayla aynı apartmanda oturuyordu, ancak Robson’la konuşmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Bir gün takımda gördüğü yanlışları yazarak Robson’ın kapısına bir mektup şeklinde bırakan Villas-Boas’ın hayatı da bu hareketiyle değişmiş oldu. 16 yaşında bir çocuğun yaptığı gözlemlerden hayli etkilenen Bobby Robson, Villas-Boas’la temasa geçti ve ona kulübün genç takımlarında staj yapma imkanı tanıdı. Bir yandan eğitimine devam eden Villas-Boas, yıllar içinde Porto’da genç takımlardan başlayarak pek çok farklı mevkide çalıştı. Jose Mourinho, 2002 yılında Porto’nun başına geçtiğinde Villas-Boas da artık onun yardımcılarından biri olmuştu. Mourinho’nun, Chelsea ve Inter takımlarında da yardımcılığını yapan Villas-Boas, 2009 yılında sadece 32 yaşındayken Portekiz ekiplerinden Academica’da ilk kez teknik direktörlük yapma şansını elde etti.

İlk sezonunda oynattığı göze hoş gelen futbolla dikkat çeken Villas-Boas, ertesi yıl daha önce yardımcı antrenörlük yaptığı eski kulübü Porto’ya bu kez birinci adam olarak döndü. Hali hazırda başarılı bir takımı devralan Villas-Boas, 2010-2011 sezonunda Portekiz Ligi şampiyonluğu ve kupasının yanı sıra UEFA Avrupa Ligi’ni de kazanarak sezonu üç kupayla kapattı. Portekiz ligini kazanan en genç üçüncü teknik direktör olan Villas-Boas, Avrupa’da ise herhangi bir kupa kazanan en genç isim oldu. Daha sonra İngiliz devi Chelsea ve Tottenham Hotspur gibi takımları da çalıştıran Andre Villas-Boas, profesyonel anlamda hiçbir zaman futbol oynamamış olsa da Avrupa’nın en yetenekli genç teknik direktörlerinden biri haline geldi.

Maurizio Sarri

L'allenatore del Napoli Maurizio Sarri durante la partita Chievo-Napoli del campionato di serie A allo stadio Bentegodi di Verona, 25 ottobre  2015. ANSA/FILIPPO VENEZIA

İtalya’nın kökü ekiplerinden Napoli’nin teknik direktörü Maurizio Sarri, günümüz futbolunda karşılaşılması en zor hikayelerden birine sahip. 1959 yılında Napoli’de dünyaya gelen Sarri, her zaman bir Napoli taraftarı ve futbol aşığıydı, ancak profesyonel anlamda bırakın futbola adım atmayı, yakınından bile geçmiyordu. Sarri, üniversitede ekonomi okudu ve hayatını bir bankacı olarak kazanmaya başladı. Tam bir işkolik olan Sarri gündüzleri bankada çalışıyor, akşamları ise Toskana bölgesindeki amatör takımları çalıştırıyordu. Tam 15 yıl bu şekilde çalışan Sarri, yine bölgesel ligde oynayan Sansovino’yu üç yılın sonunda İtalya’daki en düşük profesyonel seviye olan Serie C2, yani 4. lige çıkarınca artık bir şeyleri değiştirmenin vakti geldiğine karar verdi. Takımını Serie C2’ye çıkaran Sarri, bankadaki işinden istifa etti ve tam zamanlı olarak teknik direktörlük yapmaya başladı. Sarri, 2005-2015 yılları arasında on yıl boyunca İtalya’nın 2. ve 3. liglerine tekabül eden pek çok Serie B ve Serie C1 takımını çalıştırdı. Sarri’nin yıllarca süren mücadelesi, 2012 yılında Serie B takımı Empoli’nin başına geçmesiyle sonuç vermeye başladı. İlk sezonunda ligi dördüncü bitirerek birinci lige çıkmak için play-off oynama şansı elde eden Empoli, finalde kaybetse de ertesi yıl Serie B’yi ikinci bitirip direkt olarak İtalya futbolunun en üst seviyesi olan Serie A’ya çıkmaya hak kazandı. Empoli’nin başında üçüncü, Serie A’da ise ilk sezonunu geçiren Sarri, beklentilerin aksine sezonu 15. sırada tamamladı ve Empoli’nin ligde kalmasını sağladı. Empoli’deki başarısıyla Napoli’nin dikkatini çeken Sarri, 2015 yılında takımın başına geçirildi. Napoli’deki ilk sezonunda 26 yıl aradan sonra mavi beyazlıların ilk defa ligin devre arasına lider girmesini sağlayan Sarri, sezonu ise futbol devi Juventus’un arkasında ikinci sırada tamamladı. Sarri ile birlikte Napoli, efsane futbolcusu Diego Armando Maradona döneminden sonra ilk kez şampiyonluğa bu kadar yaklaşmış oldu. Futbol aşığı bir bankacının yaptıkları şimdiden günümüz futbolundaki en özel hikayelerden biri haline geldi.

Benzer Yazılar